Sorumluluk İle İlgili Hikayeler, Sorumlulukla İlgili Hikaye
372820″> sorumlulukla ilgili hikaye örnekleri
sorumluluk hakkında hikayeler
Vaktiyle her türlü maddi imkana sahip olmasına rağmen, can sıkıntısından, hayatın yaşanmaya değmez olduğundan yakınan bir prens vardı> Kardeşleri, arkadaşları gezer, ava gider, eğlenirken o odasına kapanır, sürekli düşünürdü> Oğlunun bu haline hükümdar babası çok üzülüyordu> Bir gün hükümdar ülkesinin en bilge kişisini sarayına çağırtıp ona oğlunun durumunu anlattı ve buna bir çözüm bulmasını istedi> Bunun için bilgeye bir hafta süre verdi> Bir hafta içinde bir çözüm bulamazsa bunun hayatına mal olabileceğini de hatırlattı>
Yaşlı bilge üçbeş gün düşünüp taşındı; aklına hiçbir çözüm gelmedi> Bu nedenle canını olsun kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi> Üzgün ve dalgın bir şekilde ülkeyi terk ederken, bir köyün yakınında koyunlarını, keçilerini otlatan küçük yaşta bir çobanla sohbet etti> Bundan cesaret alan küçük çoban yaşlı bilgeye “Amca şu hayvanlara biraz göz kulak oluver de, ben de şu görünen köyden azık alıp geleyim, bugün azık almayı unutmuşum da”, dedi> Bilge de zevkle kabul etti>
Bilge, kafası, karşılaştığı olaylarla meşgul bir halde hayvanlara göz kulak olurken, bir koyun yavrusu kenarında oynamakta olduğu uçurumdan aşağı yuvarlanıverdi> Aşağı inip onu çobana verdiği sözü doğru dürüst tutabilmek için kuzuyu kendisi kurtarmaya karar verdi> Bu amaçla uçurumun dibine indi> Önce kuzuyu sırtına bağladı, sonra tırmanmaya başladı> Birkaç tırmanma başarısızlıkla sonuçlandı> Ama Bilge yılmadı> Uğraştı, didindi, zorlandı; ama sonunda kuzuyu yukarı çıkarmayı başardı>
Küçük dostuna verdiği sözü tutabilmek, bunun için de kuzuyu uçurumdan çıkarmak bir süre kafasını öyle meşgul etti ki, kendini bu işe o kadar verdi ki, başından geçmekte olan olayı, canını kurtarabilmek için ülkeyi ter etmekte oluşunu unuttu>
Fakat bu durum onun kafasında bir şimşek çakmasına neden oldu ve şöyle düşündü: “Bir kimse ciddi olarak bir işle meşgul olur, bir girişimde bulunur bunu başarı ile sonuçlandırmak arzusu benliğini tam olarak kaplarsa, o kimse için can sıkıntısı, olayları takmak diye bir şey söz konusu olamaz” Bu gerçek, dolayısıyla hükümdarın oğlu için de geçerlidir> Bilge artık kaçma fikrinden vazgeçip hemen geri döndü ve hükümdarın huzuruna çıkarak şu çözümü sundu:
“Hükümdarım, eğer oğlunuzun can sıkıntısından kurtulmasını hayata bağlanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk yükleyin, zamanını kaplayıcı bir meşguliyet verin> Can sıkıntısının, yaşamaktan şikayet etmenin ana sebebi başıboşluktur> Oğlunuza yükleyeceğiniz sorumluluk ne derece ciddi, sonucu ne derece ağır olursa, kendini o derece can sıkıntısından kurtaracak, yaşama mücadelesi ve azmi o derece artacaktır>”>>>>>
Sorumluluk hakkında 2> hikaye
Bir zamanlar, uzak mı uzak diyarların birinde Sencer ve Kaya adında iki genç yaşarmış> Yüksek ve karlı dağların gölgelediği küçük köylerine sığamayan bu delikanlılar, bir gün hükümdarın ordusuna katılmışlar ve hükümdarın emriyle uzak bir şehre görevli olarak gönderilmişler> Hazırlanıp yola koyulmuşlar> Bir süre sonra yolun ikiye ayrıldığını görmüşler, fakat hangi yola gideceklerine karar verememişler> Orada bulunan bir adama sormuşlar:
[Resim: resim1u>gif]
“Bu yollar nereye çıkar?”
“İkisi de aynı şehre çıkar>” diye cevap vermiş adam>
“Hangi yol kısadır?” diye sormuşlar tekrar>
“İkisi de eşit mesafededir>” demiş adam>
İki genç şaşkınlıkla birbirlerine bakmışlar> Çevreyi iyi bildiği her hâlinden belli olan bu garip adama bir kez daha sormuşlar:
“Hangi yol iyidir?”
Adam onları şöyle bir süzdükten sonra ağır ağır açıklamış durumu:
“Birinci yol oldukça güvenlidir> Bu yolda gidenlerin onda dokuzu rahat yolculuk eder ve kârlı çıkar> İkinci yolun bir ayrıcalığı yoktur> Üstelik o yolda giden on yolcudan dokuzu tehlikelerle karşılaşır ve zarar görür!”
Bu açıklamalardan sonra gençlerin şaşkınlığı bir kat daha artmış>
“Bu durumda ikinci yolu kim niye tercih etsin ki?” diye düşünmüşler>
Garip adam, onların düşüncelerini okumuşçasına sözlerine devam etmiş>
“Hepsi bu kadar değil!” demiş> “Birinci yol, hükümdarın askerlerinin kullandığı yoldur> Bu yolu tercih edenler yanlarında silah ve askerlik için gerekli malzemeyi taşımak zorundadırlar> İkinci yol ise, hükümdara tâbi olmayanların kullandığı yoldur> Yolcuların çanta ve silah taşıma zorunluluğu yoktur> Bu nedenle rahat yolculuk eder gibi görünürler>”
Sencer, adama teşekkür ederek, çantasını sırtına, silahını beline yükleyip birinci yola yönelmiş> Âdeta vücudunun bir parçası gibi benimsediği bu mühimmatı ne olursa olsun bırakmaya niyetli değilmiş> Bir asker olarak ihtiyaç duyabileceği her şeyin yanında olduğunu bildiği için, kalbinde ve ruhunda zerre kadar endişe yokmuş>
Ancak, emir altında yaşamaktan ve sırt çantasının ağırlığından yorulacağını zanneden Kaya, diğer yolun kendisi için daha uygun olduğunu düşünmüş> Sencer ile vedalaşmış> Çanta ve silahını bir kenara fırlatıp az da olsa hürriyetin tadını çıkarmak hayâliyle yola koyulmuş>
Sencer, uzun bir yolculuktan sonra şehre ulaşmış> Kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirdikten sonra komutanı bulmuş> Durumdan memnun olan komutan çeşitli hediyelerle Sencer’i ödüllendirmiş>
Öte yanda Kaya, kırda gezinircesine şarkılar söyleyerek keyifle ilerlemiş; ama başına gelmedik iş kalmamış> Acıktığını hissettiğinde bir ağaç gölgesinde mola vermek istemiş> Oysa etrafta ne yiyecek bir şey, ne de içecek su varmış> Çantasını yol ayrımında bıraktığını hatırlamış> Çaresiz, ince ağaç dallarını koparıp yemeye çalışmış> İşte ne olduysa o sırada olmuş> Nereden çıktığı belli olmayan keskin bakışlı siyah bir panter ona doğru atılmış> Yanında silahı olmadığını fark eden Kaya ne yapacağını bilemeden, ağaçlar arasında şuursuzca koşmaya başlamış> Nefesi tükenip dizlerinin bağı çözüldüğünde etrafa şöyle bir göz atmış> Hiçbir şey görememiş> Kara panterden kurtulduğunu düşünerek derin bir soluk almış> Ama sevinci uzun sürmemiş> Gür ağaçların gölgelediği ormanda kaybolduğunu fark etmiş> Saatlerce, ne tarafa gittiğini bilmeden yürümüş> Bir ağaca yaslanarak uykuya dalmış> Soğuk bir gecenin ardından güneşin ilk ışıkları yüzüne vurduğunda kamaşan gözlerini açmış> Etrafta kim oldukları tam seçilemeyen insanlar varmış> Kurtulduğunu düşünüp ayağa kalkmış, ama ellerindeki kılıçlardan yanındakilerin sınırdan geçen düşman askerleri olduğunu fark etmiş>
Sarp dağlarda aylar süren esaretten sonra Kaya, bir fırsatını bulup kaçmış ve perişan bir durumda şehre ulaşmış> Komutanın huzuruna çıkacak cesareti kendinde bulamamış> Korku ve açlıktan titreyerek bir köşede dilenmeye başlamış> Devriye gezen askerler onun durumundan şüphelenmişler ve onu sorgulamışlar> Durumu anlayınca, görevi ihmal etmekle suçlayıp zindana atmışlar>
Kaya, kendisine uzatılan bir tas çorbaya uzanırken, zindana atılmayı hak ettiğini düşünmüş>
Bir süre sonra zindanın kapısı açılmış> Kaya içeriye giren askeri tanımış> Bu Sencer’miş> İki arkadaş hasretle kucaklaştıktan sonra Sencer: “Başına gelenleri öğrendim ve senin için komutanla görüştüm> Mahkemede pişmanlığını dile getirip, af dilersen serbest kalacaksın!”
Birkaç gün sonra serbest kalan Kaya’nın sevincine diyecek yokmuş> Sencer’i aramış> Nihayet onu bir köşede ibadet ederken bulmuş>
“Her zaman olduğu gibi görevlerini de ibadetlerini de aksatmıyorsun>” demiş>
“Bu da Allah’a karşı görevimiz>” diye karşılık vermiş Sencer> Sonra, “Yolculuk boyunca başımıza gelen olaylarla şu yaşadığımız hayat birbirine benzemiyor mu?” diye sormuş Kaya’ya>
“Ne demek istediğini anlayamadım>” diye cevap vermiş Kaya şaşkınlıkla>
Sencer, onun gözlerine bakarak devam etmiş: “Düşün ki yaptığımız yolculuk hayat yolculuğudur> Ruhlar aleminden gelip kabirden geçer ve ahirete gider> İbadet bu yolculuk sırasında taşıdığımız çanta ve silahtır> İbadet zor ve ağır gibi görünür; ama gerçekte öyle bir rahatlık verir ki, tarif edilemez>”
“Nasıl bir rahatlık bu?” diye sormuş Kaya> Sencer şöyle cevap vermiş: “İbadet eden insan bilir ki, Allah’tan başka ilâh yoktur> Her şey onun elindedir ve o hikmetsiz iş yapmaz> Üstelik lütfu ve merhameti de çoktur> Bu nedenle, darda kalınca Allah’a sığınır, imanı ve ibadeti ona güven verir> Dünyadan göçüp ahirete ulaştığında da, görevini tam yapan bir asker gibi ödüllendirilir>”
“Şimdi anlıyorum>” demiş Kaya> “Benim gibi gafillerse hayatını endişelerle yaşar> Yine de, arzu ve emellerinin sınırsız, gücünün sınırlı olduğunu unutur; Allah’a ibadeti terk eder> Buna karşılık kimi zaman kullara kul olur, kimi zaman da ihtiyaçlarını onlardan isteyerek dilencilik eder> Ahirete ulaştığında ise görevini ihmal eden asker gibi ceza görür!”
Sonra da Sencer’in gözlerinin içine bakarak sormuş> “Nasıl, iyi anlamış mıyım?”
İlgili yazılar:
- Sorumlulukla İlgili Kompozisyon örneği – Sorumluluk Konulu Kompozisyon
- Doğrulukla İlgili Hikaye – Doğruluk İle İlgili Hikayeler
- Yardımseverlik ile ilgili hikayeler – Yardımseverlikle İlgili Hikaye
- Trafik İle İlgili Kısa Hikayeler, Trafik Hakkında Kısa Hikaye
- Yardımlaşma ile ilgili hikaye – Yardımlaşmayla ilgili hikaye
- Kısa Hikayeler, Kısa Hikaye
- Kızılay Haftası İle İlgili Hikayeler – Kızılay Haftasıyla İlgili Hikayeler
- Efsane Hikayeler, Efsane Hikaye
- Padişahlar İle İlgili Hikayeler
- Sorumlulukla İlgili Kompozisyon
- İftira İle İlgili Hikayeler, İftira Hakkında Hikayeler
- Dramatik Hikayeler, Dramatik Hikaye
- Dil konulu hikaye – Dil ile ilgili hikaye
- Edebi Hikayeler, Edebi Hikaye
- Gerçek Hikayeler, Gerçek Hikaye